Kadın köle, eşcinsel hasta ve Türkiye!

 

Değerli komşularım;

Durup dururken Lozanı tartıştığımız bu günler, bana 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu sonrası oluşan atmosferi anımsattı...Referandumda yeni anayasaya "evet" çıkmasının ardından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerini de hükümetle birlikte malum cemaat çevreleri kazanmışlardı...Artık bazı sınırların aşılması gerektiğini düşünmüş olacaklar ki durup dururken çok eşlilik hukuku üzerine bir tartışma ortaya atılmıştı...5 Aralık 2010 tarihinde Radikal gazetesinde yayınlanan yazımı sizlerle paylaşıyorum...

 

Kadın köle, eşcinsel hasta ve Türkiye!
05/12/2010
Haber: ÜMİT UYSAL / Arşiv

Ali Bulaç’ın Zaman’da son haftalarda kaleme aldığı yazıları okuyunca kederli bir tebessüm kapladı yüzümü. Bulaç, Batıyı insan hakları konusunda çifte standartlı davranmakla suçladığı yazısında, “ikinci eşlerin” haklarının tanınması çağrısında bulunuyor. Kadınlara yönelik pozitif ayrımcılığı eleştirdiği yazısında, “Kadın-erkek ilişkisinin doğası, erkeğin kavvam vasfının korunmasına ve aile düzeninde ma’ruf ve meşru çerçevede kadının erkeğe itaat etmesine dayanır” buyuruyordu. Aileden Sorumlu Bakanımızın ve Ali Bulaç’ın da katıldığı, “aile” konulu toplatının ardından, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, “eşcinsellik hastalığına” karşı önlem alınması çağrısında bulunuyordu. 
Bütün bunları okuduktan sonra, kendi kendime şöyle dedim: “Beklediğimden erken başladı.” Kendisini sistemin horladığını ve ezdiğini düşünen bir kısım “İslamcı” münevver, AKP iktidarıyla beraber devletin ve toplumun yeni “merkezi” haline geldi.

Yeni ruh hali 
Hele hele, 12 Eylül referandumundan sonraki günlerde, özellikle de HSYK seçiminden sonra, sonsuz olduğunu düşündükleri iktidarlarının tadını çıkarmaya başladılar. Seçkin ve zafer kazanmış bir duyguyla cari rol dağılımını yeniden gözden geçirdiler. Kendileri için değişen şartları ve bu “münevver” takımının yeni ruh hallerini yazıp çizdiklerinden okuyabildiğimiz kadarıyla şöyle sıralayabiliriz: 
1-Artık eskisi kadar demokrat olmaya gerek yok. (Demokrasi, çok seslilik her zaman iktidarın aleyhine işler ve iktidar değişimine olanak tanır.) 
2- Sistemin merkezinde olduğumuza ve sisteme karşı mücadelenin anlamı kalmadığına göre İslami duygu ve düşünceden uzak “marjinal” kesimlerle fikir ve işbirliği yapmak ve/veya şirin görünmek zorunda değiliz. 
3- Modern düşünce ve dünyayla çelişkili görünen, bu nedenle de şu ana kadar tartışma konusu yapmadığımız “ İslam geleneğine” ait bazı kurum, kuram ve durumları artık özgürce tartışsak iyi olur. Zira hazır bu kadar güçlüyken bu tip, ilk etapta yadırganabilecek yaşam önerilerini normalleştirme ve demokratik yaşama yedirme konusunda hızla yol alabiliriz (çok eşlilik, erkeğin kadına üstünlüğü, kadında evlenme yaşı, tesettür yaşı vs). 
4- AKP’nin şeriatçı olmadığını, İslam devleti kurmayacağını kanıtlamak için yaptığı “modern” atraksiyonlardan bıktık. Artık köprü geçildiğine göre “gavur”a yaranma arzusu frenlenmeli (zinayı suç olmaktan çıkarma, kadın istihdamına teşvik. Kilise açma, misyonerlere özgürlük vs). 
Birçok kez tartışmaların odağında bulunan “kadın”ı şeytani bulan ve yaradılış itibarıyla erkekten aşağı gören anlayış, acaba insanların hala avcı ve toplayıcı olduğunu mu düşünüyor? Erkeğin kadından üstün kabul edilebileceği tek ve yegâne alan kas gücüdür. Bugünün dünyasında salt kas gücüne dayalı iş hemen hemen kalmadığından yazarımızı haklı çıkaracak bir örnek bulmakta zorlanıyoruz. 
Bir kız çocuğuna sahip bir Müslüman baba olarak, ikinci eş olmayı kabul edebilecek şahsiyette bir insan yetiştirmemiş olmayı diliyorum. Evliliklerde ise, illa da olacaksa, kimin kime ne oranda tabi olacağını ya da kararların nasıl bir katılım oranıyla tesis edileceğini ancak ve ancak çifti oluşturan iki bireyin karakter, bilgi ve görgüleri ile içinde yaşadıkları şartlar belirler. Kadının “fıtratından” hareketle, onu erkeğe tabi kılmak, insanları hala avcı toplayıcı kabileler olarak gören bir anlayış çerçevesinde mümkün olabilir. Bu anlamda Ali Bulaç’ın yaklaşımı sadece afakî değil. Bu ülkede, kız çocuğu yetiştiren bütün aileleri derin derin düşündürmeli ve kaygılandırmalı.

ÜMİT UYSAL: Hukukçu, CHP Antalya Eski İl Başkanı

Paylaşın...

Facebook ile paylaşGoogle Plus ile paylaşTwitter ile paylaş
Our website is protected by DMC Firewall!