FİRUZE TESPİHİMİN TANELERİ

FİRUZE TESPİHİMİN TANELERİ

    Firuze tespihimin tanelerinde dünya haritası var. Turkuaz üzerine siyah çizgilerle toplanan Akdeniz ülkeleri demeti işte şuracıkta. Cebeli Tarık Boğazı net görünüyor, şurası çizme,  Kıbrıs da var. Ortadoğu biraz karışık ama kalan yerler tastamam.

 

 

     Firuze tespihimin tanesinde, Beyrut’da Dahiye’de gün ortası adam vurdular. Sordum soruşturdum, siyasi. Cüneyt Macit Amca fazladan tesbih namazı kıldı. Duasında özet olarak; “Allah'ım sen bizim çocuklarımıza akıl ihsan et, cihat deyip cana kıymasınlar“ dedi.

 

   Çeki düzen vermek lazım bu işlere, ilgisiz kalmamak lazım. Daha ben çocuktum Beyrut’da Falanjistlerle Müslümanlar çarpışmaya başladığında.  Şimdi  büyüdüm, kırkıma merdiven dayadım, hala savaş sürüyor. Sanki dünyanın bütün bombaları Ortadoğu’da. İşte firuze tespihimin tanelerinde bu sorun birdenbire çözüldü. Her yere barış geldi. Gerisi değil de silah bırakan Dahiyeli Hizbullah üyelerinin El Hamra Caddesi’ne kadar ellerinde çiçeklerle konvoy halinde yürüyüşleri görülmeye değerdi. Yol kenarlarındaki mini etekli Hristiyan kızların alkışları ve delikanlılara öpücük işareti yapmaları ayrı bir güzellikti. 

 

   Firuze tespihimin bir başka tanesinde koca Amerika kıtası boydan boya barış içinde uzanıyor. Kuzeyde Kızılderililer bufalolarıyla mutlu. Irk ayrımından eser yok, zenci bir başkan başarıyla görevini tamamlarken yeni dönem için çekik gözlü adayın karşısında Meksikalı başkan adayı yarışıyor.   Kara Afrika nehirlere bölünmüş, açlıktan eser yok. Tespihimde kıtlık kuraklık çıkmamış, ne güzel yalan. Bunlar ne güzel yalanlar. Oysa Şehreküstü Mahallesi’ndeki bıyıklı adam gerçek, elindeki tabanca merdiven altı yapımı, dört kez ateş edince şişer, ısınır patlamaz ama dört ateş dört can almaya yeter.

   O müthiş sarımsaklı  lahmacun olmasa Antalya’dan  kalkıp da Antep’e gelmezdim. Firuze tespihim olmazdı, ortalığa ütopyalarla dolu dünya haritaları saçılmazdı, belki cartlak kebabı yemezdim. Şehreküstü cinayetlerini görmezdim belki.  

 

   Burası Ortadoğu. Tespihte çıksın çıkmasın fark etmez. Birkaç yüz kilometre ileride işgal, savaş, kan ve acı var. Zalim diktatörün tehdidine karşı barış ve demokrasi mücadelesi  sürüyor. Kahraman uygarlık askerleri çöl ortasında direnişçi  Araplara karşı göğsünü siper ediyor. Evlerinden binlerce kilometre uzakta insanlığın hizmetindeler. Çölde nasıl banyo yapılır, kışlada sex yaparken dikkat edilecek hususlar, tank paletiyle yol resimleri nasıl çizilir, cezaevlerinde uygulanan post modern işkence tekniklerinin incelikleri konularında büyük uygarlık mirasını Ortadoğu çöllerine taşıyorlar. 

 

     Antep bütün bu kargaşanın yanı başında bıyıklı sessizliğini koruyor, küçük trafik kazaları, günlük hırsızlık vakaları ve namus cinayetleri dışında pek vukuat yok.

“Bıyıksız olmaz beyim diyor adam, hele bizim gibi yaşın  belli bir yere geldi mi bıyıksız sokağa çıkılmaz. Hanım eve sokmaz valla. 30 sene kadar önce bir kere kestim bıyığımı, o zaman genç delikanlıyım yengen ortanca oğlana hamile, televizyon daha yeni çıkmış, herkes Dallas’ı seyrediyor. Dizide erkeklerin hepsi bıyıksız, Babi, Ceyar, Kılif hepsi… Bizim kadınlarda ilk kez bıyıksız adam görüyorlar. O ara “sana yakışır” diyenler oldu gaza geldik, kestik. Adliyede çalışıyorum. Pasajda bir konfeksiyoncu arkadaşım var. Öğlen tatilinde ona uğradım. Tezgâhın önünde bir bayan misafiri oturuyor. Nasıl diyeyim hafif değil de böyle değişik bir kadın. Hani aşırı şakacı tipler olur ya onların daha aşırısı. Şöyle bir baktı yüzüme güldü. Ablam senin surat benimkinden temiz olmuş dedi. Yüzüm yere geçti. Benimki derken neyi kastetti? O gün bu gündür bıyığımı kesmem.“

     Firuze tespihimin tanesinde geniş ovalar görünüyor. Zeytin bahçeleri uzanıyor Antep’den Halep’e doğru. Şehreküstü’nde yanlış bir beyin hareketi ve her an hasar oluşturmaya elverişli bir sakat enerji var.

     Avrupa Birliği’ne girersek Antep Anteplikten çıkar diyorlar. Sakatatçıların hepsi kapanır bıyıklarımızı keseriz, hayatımız mahvolur, biteriz.

-Almazlar oğlum merak etme, gösterirler de vermezler…

     Şehreküstü’nde damda radyo dinliyoruz. Yan taraftaki evde bir çeşit enerji patlaması var, ana avrat küfürler duyuluyor. Derken kadın çığlık atıyor, çocuklar ağlaşıyor. Adam 1 hafta önce kovulduğu evi basmış dehşet saçıyor. İkisinin de ikinci evlilikleri, olmadı mı olmuyor işte, üç tane de çocuk var ortada, bakılacak beslenecek okula gönderilecek. Anlayacağınız tipik işsiz ve alkolik koca hikâyesi. Evvelsi gün gündüz gelip sokağın köşesinde durmuş çocuklarını izlemiş, ağlamış. Asker arkadaşının bahçesinde yatıp kalkıyormuş. Kış gelince ya adam eve dönecek ya da soğuktan ölecek. Şüphesiz ki soğuktan ölmemek için evliliğine sahip çıkacak.

  Birkaç akşam içmeyecek belki. Üç beş gün inşaatta gidebilir eve ekmek getirebilir. Ya sonra? Sonrası bilinmez, otuz beşlik rakısından küçük oğlana zorla içirebilir. İtiraz eden karısına çocuklarının önünde tecavüz edebilir. Bütün bunlar firuze tespihimde çıkabilir.

“Demek ta Antalya’dan bizi ziyarete geldin, Halep’e geçeceksin demek… Firuze tespihin de var. Her şeyin tamam, çok güzel. Çok okuyan değil çok gezen bilir demişler. Babülfaraj Çarşısı’nı gezmeyi unutma, kaleye de çık, bir de tembeller çarşısını gör. Haydariye Mahallesi’ne de uğra ki bizim Türklerden ayakkabı al. Hepsi kunduracıdır, elde yaparlar, bütün Suriye’ye satarlar. Türkler dedim bak içim ezildi. Azınlıktadırlar Halep’te, gariptirler, sesleri çıkmaz, gözleri gönülleri Türkiye’dedir. Zaten rejim sert, insan hakkı hukuku sınırlı. Cumhuriyetten önce bizim Antep Halep’in kazasıydı. Her zenginlik her medeniyet Halep’teydi. Bir de şimdi gör ki ibret al. Bir Antep’e bak bir de Halep’e."

  Şehre küstü her devirde zor mahalle, valiye küsüp şehrin dışına yerleşmek çözüm olmadı, şehir şehre küstüye doğru yürüdü, kucakladı içine aldı, barışmak için her şeyi yaptı ama o isyan hala sürüyor. Bilmem kaçıncı yüzyılda başlayan o umutsuz isyan…

   Bir az önce gerçekleşen Şehreküstü cinayetlerinde dört can gitti. Bir anne ve üç çocuk. Son mermiyi kendisine saklamıştı katil ama silah merdiven altı yapımıydı, şişti ısındı, patlamadı. Firuze tespihimin 27. tanesinden an be an izlediğim cinayetlerin hemen ardından polis geldi. Katille birlikte firuze tespihimi alıp götürdü. Nedenini sordum. Olmaz hemşerim dedi komiser. Ortadoğu haritasında asayiş yine karışık. Birazcık duyarlı olalım ama, sizin gibi okumuş bir adama yakışıyor mu? Madem siz düzeltmediniz, haritayı biz kendimiz düzeltip tespihinizi geri getireceğiz dedi gitti. Vakit gece yarısını geçti. Yaşlı kıta büzüştü, içli köfteye dönüştü. El ayak çekildi. Ekip otosundan biri öfkeyle bağırdı. Beyim, tespihin firuze olduğunu niye söylemedin? Boşuna uğraştırdın bizi, onca tahkikata onca operasyona yazık.Devleti zara sokmaya utanmıyor musun? Al tespihini ama kaybetme, mahkeme istediğinde getireceksin, duruşmaya kadar bir daha da ortalarda gözükme. Buralar güvenli değil artık senin için. Haydi yallah.

     Kaptığım gibi tespihi damdaki yatağa koştum ve yorganı üzerime çektim. Firuze tespihim bir anda kayboldu, sanırım ben sakladım, sonra minderin altında çıktı. Halep’e gitmekten vaz geçtim. Bir cinayet tanığı suç delili niteliğindeki tespihiyle ortada kalakaldı. Çaresiz geldiği yere, Antalya’ya doğru hareket etti. Bir de ne görsün; firuze tespihinin tanelerindeki ölü çocuk resimleri canlanıverdi, anneleri gülümsüyordu, babaları üzerinde tulumuyla bir işlikte çalışıyor, çocuklar yeşil çimenlerin üzerinde, kır çiçekleri arasında neşeyle koşuyorlardı geleceğe. Belli ki firuze tespihim hikâyenin finaline dayanamamıştı, son paragraf değişecek demişti. Bundan böyle Anadolu kentlerinde yoksul çocukların ve savunmasız annelerin öyküleri böyle bitmeyecek.

     Firuze tespihimin 27. tanesinde büyük bir çatlak belirdi, çatlaklar büyüdü, bütün tespihe yayıldı. Şehreküstü cinayetlerini zamandan silmek, zavallı yavrulara ve anneye mutlu bir gelecek sunmak hiç te kolay olmamıştı. Tespihim Amerika’daki ırkçılık sorununu, Beyrut’taki iç savaşı, Afrika’daki kıtlığı eşsiz büyüsüyle çözüme kavuşturmuştu da, sıra Anadolu yoksullarının 1000 yıllık dramatik yaşamını düzeltmeye geldiğinde ağır kayıplar vermiş, bütün taneleri paramparça olmuştu.

 "Yurtta Barış Dünyada Barış" diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün Anısına İthafen 

 

Av. Ümit Uysal, 2015 Antalya

 

Paylaşın...

Facebook ile paylaşGoogle Plus ile paylaşTwitter ile paylaş
DMC Firewall is developed by Dean Marshall Consultancy Ltd