EN BÜYÜK HAKSIZLIĞI PUTLAŞTIRDIKLARIMIZA EDİYORUZ

     Bazı muhafazakâr, demokratlarımız! Kudretli Osmanlı Padişahlarımızla ilgili olarak ne gibi şeylere inanıyorlar acaba? Haremin aslında korumaya alınan kadınlar anlamına geldiğine, işin cinsel bir yönünün olmadığına, Padişahların hepsinin günahsız Müslümanlar olduklarına, beş vakit namazında niyazında kişiler olduklarına, hiçbirinin içki ya da haşhaş içmediğine,  kardeşlerini ve yöneticilerini aslında tamamen devletin bekâsı için öldürdüklerine, annelerinin değil babalarının kromozomlarıyla var olduklarına...

 

Rejimi, Cumhuriyet Devriminin önderlerini putlaştırmakla suçlaya gelmiş bir çevrenin, Kanuninin cariyesinin dans edişini izlemiş olamayacağına inanması, gerçekten çok şaşırtıcı. Üstelik söz konusu olan (cariyeyle yakınlaşma hâlleri), İslam'a göre helâ l sayılan bir durum. Demek ki işin dinî inanışı da aşan bir yönü var. Kavmini sevmek kavramından kavmini putlaştırma kavramına doğru ağır bir kayma var demek ki.

Önemli siyasi figürlerin yaşamlarının her anında aynı önem ve büyüklüğe uygun, insanüstü davrandıklarına inanmaya kalkışmak yerine, ‘’insanların özel yaşamlarında günah ve sevaplarından oluşan, bin bir halleri olabileceği’’ gibi doğal bir kabule yaslanmak, sevilen ve kutsanan kişiyi korumaya almaktan başka nedir? Oysa tam tersi bir duruşla, büyük bir siyasi şahsiyetin, yaşamının her dakikasından o büyüklüğe uygun bir ihtişam beklemek, o kişiye haksızlıktır. Böyle bir beklenti aynı zamanda yaşamın, her insan için geçerli, basit ve doğal gerçekleri karşısında, gülünç olmaktan başka bir işe yaramaz.

Galiba putlaştırma denen şey, yeterince hoşgörüsü olmayan toplumların, tarihi ya da edebi şahsiyetler üzerinden, tartışır ve gruplaşırken başvurdukları bir kutsama hali. Tartışma gurubunun kendi kılavuzunun, diğer gurubun kılavuzundan daha üstün olabilmesi için başvurduğu yapay bir boy uzatma yöntemi. Bunu yaparken gurup elbette kendi imanını da arttırmaktadır. Tartışırken yaslanılan tarihi figürün özel yaşamı da dezenfekte edilmeli ki, karşı taraftakilere söyleyecek söz kalmasın. Mustafa Kemal Atatürk bir yana, Kanuni, Fatih ya da 2. Abdülhamit diğer yana. Nazım Hikmet bir yana, Necip Fazıl diğer yana, Tevfik Fikret bir yana, Mehmet Akif diğer yana... Tıpkı Galatasaray’ın bir yana, Fenerbahçenin diğer yana olduğu gibi.

Eğer bir toplum yarattığı putlar üzerinden, karşılıklı pozisyon alan kişi ya da guruplardan neşet ediyorsa, elbette hiç kimse özgür bir tartışma ortamından söz edemez. Söylenen her sözün sınırlarının sıkı bir tehlike çemberine dayandığı, alınganlık ve kişiselleştirmelerin had safhada olduğu dar koridorlarda neyi tartışabilirsiniz? Söylediklerinizin saldırı olduğu ön yargısından nasıl kurtulabilirsiniz ki? Diğer yandan hangi önemli siyasiyi ya da sanatçıyı, yaptığı iyi şeyleri eksiltmeden geleceğe taşıyabilirsiniz? Bir edebiyatçının, düzensiz cinsel yaşamı nedeniyle frengi hastalığına yakalanmış olması onu değersiz kılmaya yetiyorsa, büyük bir siyasetçinin başından geçen evlilikler başardıklarının önemini azaltıyorsa, insanların özel yaşamı bu denli yargılanıyorsa, o toplumun gerçek değerlerini ön plâna çıkarabilmiş, bilimde sanatta, siyasette, yeni kuşaklara değerli kılavuzlar bırakabilmiş bir toplum olması mümkün değildir.

Özelde muhafazakâr münevverlerimiz, genelde ülkemizde yaşayan herkes, tarihin akışı içinde iyi şeyler yapmış insanlarımızı birer değer olarak korurken, onları özel yaşamlarının boyunduruğundan kurtarmalıdır. Onların da birer insan olduğu gerçeği asla akıldan çıkarılmamalıdır. Aksi halde onlar, yaşamlarının her anından insanüstü davranış beklenmesinin altında ezilir ve yok olurlar. Şu bir gerçek ki; en büyük haksızlığı putlaştırdıklarımıza ediyoruz.

Av. Ümit UYSAL, 2011 Antalya

Paylaşın...

Facebook ile paylaşGoogle Plus ile paylaşTwitter ile paylaş
DMC Firewall is developed by Dean Marshall Consultancy Ltd