GÜNDELİK HAYATTA FAŞİZM VE KÜÇÜK DİKTATÖRLER

     Bütün gözler İslam ülkelerini demir yumrukla yöneten diktatörlere çevrildi.  Tunus ve Mısır’dakiler gitti, diğerleri ne zaman gidecek? Herkes bu sorunun yanıtını merak ediyor. Genel kabule göre, bir gün elbette diğerleri de giderler. Uluslararası siyasette, ülkeler coğrafyasında diktatörler gelir, yönetir ve bir gün giderler.

Yerine bir başka diktatörlüğün inşasına izin verilmezse, insanlığın ruhu bir aşama daha özgürleşmiş olur. Dünyanın bütün diktatörleri yok olursa bir gün, insanlık özgürleşmek adına ilk adımını tamamlamış demektir. Peki, günlük yaşamımızı çevreleyen diğer diktalar. Onlar ne zaman yok olurlar? Günlük yaşamımızı etki altına alan diktatörcükleri başımızdan ve yakamızdan silkelemeden ruhumuz huzur bulacak mı? Demokratik bir ortamda, hukukun güvencesi altında yaşadığımızı, eşit yurttaş olduğumuzu, daha da ötesi insan olduğumuzu hissedebilecek miyiz? Sanmıyorum.

Diktalar Her Yerde

“Eşim çalışmama izin vermiyor. Onca yıl okudum, öğretmen oldum, emeklerim boşa gitti. Akşam eve geldiğinde sıcak çorba istiyormuş beyefendi. İki çocuktan sonra ne yapabilirim ki?’’

“Bizim esnaf odası başkanı yirmi altı yıldır başkan. Son dört seçimdir kimse karşısında aday olamıyor. Önceden deneyenler oldu, seçimi kaybettikten sonra başlarına gelmeyen kalmadı. Başkan, yerine oğlunu hazırlıyor.”

“Bizim partinin genel başkanı 14’üncü yılını doldurdu. Dört seçim kaybetti. Her defasında suçu dış güçlere buldu. Üye kaydını kendisi yaptırıyor. Delegeleri atamayla belirliyor ve her defasında kendisini seçtiriyor. Parti üyelerinin yüzde doksanı şikayetçi, ancak kimse sesini çıkaramıyor. Bir gün kendiliğinden çekilmeye karar verir diye umutla bekliyoruz.’’

“Başbakanın insicamı bozuldu. Artık eleştiriye tahammül edemiyor. Önceden demokrat gözükebilmek için kendisini epey baskıladığı anlaşılıyor. ‘Ben memlekete çok hizmet ettim, benim gibi adam eleştirilir mi’ havasında. Geçmişte kendisini var gücüyle desteklemiş gazetecilere bile, birkaç satırlık eleştiri için tazminat davası açıyor. Böyle giderse durum vahim.”

Kanser Hücreleri

Demokratikmiş gibi görünen toplumlarda da, şu ya da bu oranda dikta düzenekleri ve başlarında diktatörcükler mevcut. Birçoğu günlük yaşam içinde kanıksanıyor. Tek başına hukuk kurallarının, yaşamın bütün detaylarını düzenlemesi ve demokrasiyi koruyabilmesi olanaksız. Kendi alanını genişletmek, egemenliğini arttırmak isteyenlerin baskısı, her alanda demokrasiyi tehdit ediyor ve daraltıyor.

Temel adım ülkelerin diktatörlerden kurtulmasıdır ancak, bu sadece bir başlangıç. Geriye yüzlerce, binlerce, milyonlarca diktatörcük kalıyor. Kanser hücreleri gibi, zayıf bulduklarında, boşluk yakaladıklarında çoğalan, egemenlik delisi virüsler. Aileden başlayarak, okulda, işte, toplum yaşamının her katmanında zemin bulmuş, kök salmış diktatörcükler... Ülkelerin gerçek anlamda demokratikleşebilmesi için, bu diktatörcükleri bulundukları yerlerde tespit edip, zayıflatmak, yayılmasını önlemek ve yok etmek gerekiyor. Bunun içinde duyarlı ve özgür bir kamuoyu şart.

Kemoterapi

Bir ülkenin demokratikleşebilmesi ve geldiği demokrasi düzeyini koruyabilmesi için sürekli bir çaba gerekiyor. Demokrasiye duyarlı ve özgür bir basın, özgür bir sivil toplum, çok sesli eleştiri ortamı, demokrasinin kemoterapisidir. Bunları inşa etmek, korumak, güçlendirmek ve sürekli canlı tutmak, demokrasi için zorunluluktur. Bunlar diktatörlerden geriye kalan diktatörcüklerle mücadelede vazgeçilmez silahlardır.

Diktatörlerden yeni kurtulan Arap ülkeleri henüz işin başındalar, biz ise ortasındayız. Daha katedilecek çok ama çok yol var.

Av. Ümit UYSAL, Antalya 2013

Paylaşın...

Facebook ile paylaşGoogle Plus ile paylaşTwitter ile paylaş
Our website is protected by DMC Firewall!